Geçen sabah uyandığım da, mail kutuma düşen bir pasajdan alıntı yaparak başlamak istiyorum: “Günaydın, insan çabalar. Kimisi de ömrünü heba eder adeta. Ama kendi adına ama birileri uğruna. Marguerite Duras, ‘Her şeyin boş olduğunu ve rüzgarın peşinde koşmak olduğunu gördüm.’ der. Şöyle bir düşünmeli, sevgili okur. Peşinde koştuklarımıza değer mi? Var olun.”

Bu küçük alıntı ile güne başlarken, bir süredir içinde bulunduğum durumu da ister istemez daha detaylı düşünmeye başladım. Düşüncelerimin arasında boğulurken bir saniye duraksadım ve farkına vardım ki, bir türlü işin içinden çıkamıyorum. Her düşünce, yeni bir düşünceyi beraberinde getiriyor. Hepsi birer birer birleşerek bir zincir oluşturuyor. Sonunda bu zincirler, zihnimi bir kör düğüm gibi bağlıyor.

Bahsettiğim günün akşamında, babamdan bir telefon geldi. “Nasılsın kızım? Hayat nasıl gidiyor?” Bir an duraksadım. Sonra, “İyiyim baba ama hayat denilen kavram çok geniş. Sana doğru cevabı verebilmem için daha net sormalısın.” dedim. Sence yanılıyor muydum? Yani hayatımızın geneli için “iyi” ya da “kötü” demek ne kadar doğru olabilir ki?

Son zamanlarda hayatımı sürekli sorgulamak beni fazlasıyla yoruyor iken, “mutluyum ya da her şey yolunda” gibi izlenimler vermek, yapmacık hareketler içinde olmak istemediğimi biliyordum. Bu yüzden, bana “Nasılsın?” diye soracak olursan; “Canım sıkkın ve hiç keyfim yok.” diyebilirim. Sadece, hayattan biraz daha keyif almak istiyorum. Artık yelkenimi açık denizlere salmak istiyorum. Yeni deneyimler keşfetmek istiyorum.

İnsanların bu bomboş dünya uğruna koydukları gereksiz kuralları ve bakış açıları yüzünden yapmak istediklerimi yapamadan; hayatımı istediğim gibi yaşayamadan ölmek istemiyorum. Sanıyorum ki, durgunluğumun, keyifsizliğimin ve sessizliğimin nedeni de budur. Yazamıyorum, okuyamıyorum, keyif alamıyorum. Biliyorum ki, bir süre durup nefes almaya ve düşüncelerimi, ruhumu toparlamaya ihtiyacım var.

Sevgiyle, ilhamla ve huzurla,