Baştan uyarmalıyım. Bu okuyacağınız masal çocukken dinlediğiniz masallardan biraz farklı olacak. Masal başlığı altında aslında gerçeği okuyacaksınız.

Küçükken bizlere anlatılan masalları düşünün. ”Pamuk Prenses, Cinderella, Rapunzel, Kırmızı Başlıklı Kız ve nicesi” Hepsinin konusu ayrı olsa da aslında ortak noktaları vardı. Hepsi mutlu sonla bitiyordu. Ama ”Hayat” dediğimiz masala baktığımız da mutlu son yoktu. Sadece gerçek vardı. Evet kimisinin mutlu sonu olabiliyordu. Ama bu elimizde olan bir şey değildi. Yani bu hayat sizin elinizde olsaydı ve ”Sana bir şans veriyoruz. Al kalemi kağıdı; nasıl yaşamak istiyorsan yaz. Bu yazdıklarını yaşayacaksın.” deseler eminim dünya da yaşayan insanların %99’u bu şansı değerlendirecekti. Çünkü çok mutlu olan insanlar bile hayatlarının bir noktasından memnun değil. Kimin toplu iğne ucu kadar acısı sıkıntısı varken; kiminin ise ölüm kalım savaşı vermesi çok büyük bir ironiydi. Ama hayat buydu. Hayat herkesin farklı şekilde sınandığı en büyük oyundu. Ve oyunu belirleyen biz değildik. Zaten oyunun kuralları yazılıydı. Biz bu kurallar çerçevesinde oynuyor ve yolumuzu seçiyordu. Seçtiğimiz yolda zaten ne yaşayacağımız önceden yazılıydı. Bir satrançtı. Şah Mat olayı ya sizin elinizdeydi ya da karşınızdakinin. Kimi zaman tam bitti dediğinizde bitmiyordu; kimi zaman ise daha yeni başlamıştık ne çabuk bitti deyip bu koca oyuna veda ediyorduk.

Hiçbirimiz mükemmel değildik. Olsak haksızlık olurdu. Ama komik olan şey şuydu. Sanki en mükemmeli bizmişiz gibi bu oyunda yer alıyorduk. ”Her şeyi ben biliyorum, doğruyu ben yapıyorum.” Halbuki neye göre kime göre doğru yanlış; iyi güzel? Ahlak kime göre doğru? Hiçbirinin cevabı kesin değildi. Önümüze konulan seçeneklere göre değerlendirdiğimiz bir yaşantımız vardı.

Mesela her şey mükemmel iken (bize göre mükemmel) her şeyin bir anda bozulması. Nasıl bir ironidir. Daha doğrusu nasıl bir hayat sınavıdır? Kendi iç dünyanız darmadağın olması. Nereden tutsanız orasının kırılması. İşinizi, ailenizi, çevrenizi kaybetmeniz. Ya da hayatınızda bulunan bir şeyi kaybetmeniz ile diğerlerinin de etkilenip, sarsılması… Neden? diye sorarsınız kendinize. ”Neden en kötü şeyler başıma benim geliyor” diye. Halbuki daha kötüsü başınıza gelmeden bilemezsiniz aslında onun hiçbir şey olduğunu. O an sadece yaşadığınız şeyin acısına odaklanırsınız. Kendinizi her şeyden soyutlamak istersiniz.

Bu aralar tam olarak böyle bir dönemden geçiyorum. Uzun zamandır çok monoton normal bir yaşam sürerken; hayat bana ışığını sunarak, çıktığım o dağın zirvesinde mutlu dolu anlar yaşattı. Sonra ne oldu bilmiyorum ama hayat sanırım bu sana yeter dedi ki o zirveden aşağıya öyle bir yuvarlandım ki; beni yuvarlayan şey dahil diğer her şeyimi birer birer yitirdim. Yukarıda bahsettiğim gibi Neden? diye uzun bir süre kendimi sorguladım. Hatta sorgu sürecim hala devam etmekte diyebilirim.

Ne için yaşıyorduk? Bu dünyaya neden gelmiştik? Görevimiz neydi? Evet belki de hayatımız da her şeyin doğru gitmemesi normaldi. O zaman nasıl anlardık, hayatın anlamını dimi? Aslında biz insanların hayattan beklentileri çok benzerdir: İyi yaşam koşulu. Mutlu bir yaşam herkese göre değişebilir ama iyi yaşam koşulları benzerdir. İyi bir maaş, iyi bir sosyal hayat, iyi bir aile gibi gibi.

Kendinize ”Bu hayattan ne istiyorum, neden yaşıyorum?” diye sorun. Peki ben ne istiyordum?  Cevabım çok net: ”Mutluluk.’‘ Evet bu kavram herkese göre değişir. Ama benim cevabım mutluluk. Ne olursa olsun şu hayatta mutluluğumu kaybetmek istemiyorum. Bu hayatı sevdiğim insanla/rla, sevdiğim bir yer de yaşamak, sevdiğim işte, sevdiğim şeyleri yapmak ve yeni yerler keşfetmek istiyorum. Ve sonucunda mutlu olmak istiyorum. Ufak şeylere üzülüp mutluluğumu kaybetmek istemiyorum…

O zaman her geçen gün bazı şeylerin iyi olmasını beklerken neydi aslında her şeyi kötüye çeken? İnsanlar neden her geçen gün daha kötü oluyordu? Yaşam şartları neden iyileşmek yerine tam tersi bir yöne gidiyordu? Kolaylıklar altında topladıklarımız bizlere ne kadar kolaylık sağlıyordu? İnsanlar bir şeyler keşfederken aslında yok ettiklerini mi telafi etmeye çalışıyordu? Aslında ben de yanılıyor muydum? Yoksa bu yazı da koskoca bir yanılsama mıydı?

Not: Bahsi geçen masalların bazıları, normalde kötü sonla biterken zamanla iyi sona dönüştürülmüşler. Bir gün bulmak niyetiyle, mutluluğu aramaya devam.