Tekrar hoş geldin

Yol seni bana getirdi

Sana bir müjdem var:

Şimdi ”dem” zamanı…

”Sonunda kavuştuk, ruhparçam! Ne çok beklemişim seni okumayı, ve ne çabuk bitirmişim bir solukta. Ben gözlerimi kapadım ve anlattığın masalla o güzel rüyaya daldım. Kitapların gücüne hep inandım ve senin de verdiğin o bilgiyle harmanlandım. 

Çok uzun zaman olmadı aslında, yaklaşık 4 ay önce seninle bu YOLa çıktım ve şimdi o yolda DEMlenmeye başladım. Daha uzun yolum var, biliyorum. Bilirim ki, bilgelik vakit gerektirir. Gerçi bilge olmak isteyen kim ki? Bırak yolunda hep çırak kalayım ben…” 

Duygularınızı bilmiyorum sevgili okuyucu! Size bu yazarı savunmaya da kalkmayacağım. Zira, ben kim ki insanlara eleştirmeye kalkayım! Sen de öyle ol! Sus, izle ve bir şey deme. Zaten neden eleştirmek zorundasın ki? Bırak insanları kendi haline. İnan bana, o tabloya dışarıdan bakan birisi olunca, her şey ne kadar güzelmiş göreceksin…

3 gün de, 487 sayfalık kitabı bir solukta okudum desem yalan olmaz. O ne güzel bir kitap öyle! Kimisine göre masal kimisine göre gerçek. Aslında, asıl gerçek ayırt edebilen de. Yaklaşık 4 ay önceydi hiç unutmuyorum. Arkadaşımın önerisiyle almıştım birinci kitabını. Umudum yoktu. Ama kitaptan değil tam tersi hayattan. Sanki bir şey boğazımda duruyor, yutkunsam bir çare yutkunmasam bir çare… Kitaba sarıldım o halde. Aylarca kitapların yüzüne bakamamış ben, ne cesaretse alıp okumaya başladım. Her kelimenin arkasında saklanan anlam, hayatıma dokundu. 1 hafta sonra ben, ben değildim. Hayır gözlerim değil tam tersi kalbim açılmıştı. O günden sonra hayatım gerçekten değişti. Bunu ailemden tutun, çevremde en yakınımda bulunan insanlar bile gördü. Peki neydi beni değiştiren? Bir kitap mı sadece? Hayır…

”Kader sana çizilen yol değil, senin seçtiğin yoldur.”

Benliğim… Evet, gerçekten. Her şeyi ona borçluyum. Onun dışındakiler sadece birer araç. Her gün aynanın karşısına geçtim ve dedim ki: ”Ne için bu hayattasın, amacın ne? Neden bunları yaşıyorsun, hiç isyan etmeden bunu kendine sordun mu?” Sonra fark ettim ki bu, bir uyanışın hikayesiydi. Herkesin hikayesi farklı olurdu benimki de bu şekildeydi. İsyan etmeyecektim. Aslına baktığımızda isyan etmek için değil, şükretmek için sebep bulmamız gerekmez miydi? Eğer bulmakta zorlanıyorsanız, aynanın karşısına geçin bir kendinizi inceleyin. Gözleriniz görüyor, kulağınız 2 tane. Eliniz kolunuz, ayaklarınız tutuyor. Normal bir insanda olması gereken her şey sizde de var mı? Eeee o zaman? Alın size ilk ŞÜKÜR sebebiniz.

Bir kere kendinize şükretme alışkanlığı getirdiğiniz de inanın, en ufak şey de bile şükrediyorsunuz. Her sabah Boğaz Köprüsü’nden geçerken bir insan şükreder mi? Evet eder. O insan benim. O manzarayı görebilmenin verdiği heyecanla her gün ilk defa şükreder gibiyim.

YOL kitabı benim kalbimi açtı, ve ben de izin vererek bunu fırsata çevirdim. Daha çok araştırdım. Daha çok içime döndüm. Sonra sıra DEMe gelince bir heyecanlandım. Yolumu açan kitabın devamı nasıl olabilirdi ki? Okudukça, bir şeyler oluşmaya başladı; 4 aylık o sürede ne kadar doğru bir yol da olduğumu gördüm. Evet, meğersem ben her gün DEMleniyormuşum da haberim yokmuş! Lütfen yargılamadan gidin, alın ve okuyun. İşte, o zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız. Kısacası tavsiye benden, gerisi sizden.

Metin Hara’nın dediği gibi ”Karanlığın gözlerinden çaldığı güneşi kalbinde doğuracaksın…” Ben de doğdu. Evet, başardım. Teşekkür ederim Metin. Ama durun her şey bitmedi. 23 yıllık hayatımı karanlıkta geçirirken, bir anda güneşi evime alamıyordum. Her şey adım adımdı. Önce aklımı açtım sonra kalbimi… Şimdi mi? Sıra bedenim ve ruhumda. AŞK için bunu yapacağım. Biliyorum yükümüz ağır, yolumuz uzun… Ama ben varım. Hazırım. Ya sen?

”Aşk için,

İlham için,

Birlik için…”