İnsan olarak geçmişe bağımlı, geleceğe saplantılıyız. Maalesef geçmişten gelen, gelecek için duyulan endişeler ve korkular ile yaşıyoruz. Peki, bu tedirgin ruh halimizden nasıl kurtulabiliriz?

Okuduğumuz kitaplar, konuştuğumuz insanlar olsun aslında sonucu hep aynı noktaya bağlamışlardır: Şimdiki zamanla yaşamak ve anın tadını çıkarmak.

Üzülerek söylemem gerekiyor ki, ”anı yaşamak”, herkesin her zaman uygulayabileceği kolay bir yöntem değil. İnsanın ana odaklanması için geçmişi kabul etmesi, geleceğe karşı düşüncelerini durdurması gerekir. Bunun için ise ilk yöntem; kişinin kendisiyle yalnız kalması ve her şeyden öte kendi benliği ile buluşmasıdır. Mevlana’nın çok sevdiğim bir sözü var:

”Eğer ışık kalbinizdeyse, evin yolunu bulursunuz.”

Kendi benliğinize doğru yolculuğa başladığınız zaman, gerçek huzurun varlığını hissedeceksiniz. İçimizdeki ışık, yolumuzu aydınlatan bir yıldız gibi evimizi sabırla bulmamızda yardımcı olur.

Doğru yol her zaman içimizdedir. Yani dışarıya değil kendi içimize yönelmemiz gerekiyor. Şuana odaklanmak için de kendimize odaklanmalıyız. Bunun için güzel bir yöntem olan meditasyonu önerebilirim. Meditasyon, insanın iç huzuruna ulaşması için en kolay yöntemlerden biri. Meditasyon ile geçmişi kabullenebilir ve şu zamana odaklanabilirsiniz. Meditasyon yapan insanlara baktığımızda, insanların aradığı mutluluğu, huzuru içlerinde kolaylıkla bulduklarını söylerler. Çünkü meditasyon yaparken, aklımız dinlenir ve sadece zihinle baş başa kalınır. Bu süreçte insan, zihnin ona fısıldadığı seslere, zararlı düşüncelere katlanması gerekir. Bu yüzden, sessiz bir yere ihtiyaç duyar ve zihnin bir köşesinde o dinginliği bulur. Dinginliğe kavuştuğu zaman ise huzuru karşılamış olur ve peşi sıra mutluluğu iliklerine kadar hisseder. 

İşte ana odaklanmanın temeli budur. O zaman bir deneme neden yapmıyoruz? Hemen, gözlerimizi kapayalım ve nefesimize odaklanalım. Geçmişi, geleceği bir kenara bırakalım. Bakalım, ne kadar anı yaşıyoruz, hep birlikte görelim.

İlhamla,