Bazı kelimeler vardır ki, tek başına anlamlıdır. Yanına başka bir kelime getirmenize gerek olmaz. Mesela mı?

”Özlemek”

Tek başına o kadar çok duyguyu barındırır ki; fazlasına gerek olmaz. Bugün bu kelimeyi, kendime o kadar çok kullandım ki; her seferin de farklı bir anlam yükledim. Hep söylediğim bir cümle var: ”İnsan olarak ne tuhaf varlıklarız” Mutlu olmak için hep bir fazlasını isterken; elimizdekileri değersizleştiriyoruz. Sonra mı? Bir zamanlar elimizde olanları özlüyoruz. Hayatımız değişirken, girip çıkanlar arasında kendimizi kaybediyoruz. Kimi zaman ”keşke” diyoruz, kimi zaman ”iyi ki”. Peki hiç fark ettiniz mi? Hangi kelime hayatınız da daha fazla? Keşkelerimizi, iyi kilere neden çevirmiyoruz? Her gece yatarken kendime hatırlattığım bir cümle var: ”Yaşanan her şeyin bir sebebi var ve hepsi bizim iyiliğimiz için.” Bu cümleyi kendinize sürekli hatırlatmanızı öneririm. İnanın bu sayede, ”Keşke”lerinizi azaltacaksınız.

Ne diyordum? ”Özlemek”

Evet, bu aralar o kadar çok şeyi özlüyorum ki ilginç bir duygu seli içerisinde kendimi kaybediyorum. Özellikle bugün anı gerçekten kaçırdığımı fark ettim. Eve doğru yürürken yine aklıma takılan, hasret dolu düşüncelerle boğuşurken karşıma bir kedi çıktı. Bakışlarımla ”Gel” dedim, yere oturdum ve bana doğru gelişini izledim. O kadar hisli varlıklar ki, içimi kavuran düşünceleri benden daha iyi anlar gibi bana doğru yanaştı… Kucağıma çıktı ve ellerimi yalamaya başladı. Evet yanlış duymadınız. Sanki, ”Üzülme, her şey geçecek” der gibi tepkisini koymuştu. İnanır mısınız, o kedi beş dakika boyunca kucağımda ellerimi yaladı, patisiyle ellerimi tuttu. Ben bu anın şaşkınlığı içerisinde, kedi ile konuşurken kendimi buldum. O an sokaktan geçen bir insan olsa kesin bana deli gözüyle bakacaktı. Sanki insanların anlayamayacağı şeyleri kediye hislerimle anlatıyordum. Hatta cümlelere döküyor, baya baya konuşuyordum.

Eve giderken düşünmeye devam ettim. Nedeni neydi bu özlemlerin? Neden elimizden kayıp gidenleri bu kadar özlüyorduk. Sonra gerçekten anladım. Onlara sahipken, varlığını delicesine hissederken aslında hiç gitmeyecekmiş gibi hissettiğimiz içindi bu özlemler. Bir boşluk değil aslında. Yarım kalmışlığın verdiği büyük hasretler idi. Her konuda. Ama bazen elinizden bir şey gelmiyordu. Daha doğrusu elinizden gelenler yetersiz kalıyordu. ”Kabullenmek” kavramıyla birlikte o ”Özlemek” kavramını içselleştirmek zorunda kalıyordunuz. Benim de sonum tam olarak böyleydi.

Özlem ile hayatımı devam ettirmek. Hepsi bu.