Soğuk, hastalıklı ve yorucu bir haftanın ardından, odamın sıcacık köşesinden sizlere yazıyorum. Sanıyorum ki blogum da bulunan kategorileri birazcık değiştireceğim. Özellikle bazı günlük türü yazılarımı daha doğrusu haftalık durumumu anlatan güncelerimi daha farklı bir kategoriye almayı planlıyorum. Bakalım aklımda yeni bir fikir var. Zaten bunu gerçekleştirirsem, sizler de görürsünüz. ?

Hafta ortasında yazmıştım. Aşırı derece de hastayım diye. Ama asıl hastalığı yeni yeni yaşıyorum… Meğersem o sadece hastalık fragmanıymış. En kötüsü de, bu halde işe gitmekti… Cuma günü özellikle tüm gün başım ağrıdı, sinüzitlerimin doluluğu yüzünden zor da olsa nefes almayı başardım. Başım sanki tonlarca ağırlıktaydı ve resmen kendisini taşımakta zorlandım. İşte o halde ben nasıl işe gittim, günü nasıl tamamladım hatırlamıyorum, bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa, hastayken insan ça-lış-ma-ma-lı! Hafta sonunu tamamen evde geçirmeye söz verdim. Bu hava da dışarı mı çıkılır?! Vallahi hava buz gibi! Kar da yağmıyor… Hayır yağsa eminim biraz soğuk kesilecek ama dışarıda şuan öyle bir kuru soğuk var ki gerçekten insanı beter yapıyor. Eldivenlerimi ilk defa bu hafta taktım. Çünkü parmaklarım bir gün öncesinde felç geçirdi. Krem falan da işlemiyor, soğuktan öyle bir kuruyorlar ki, sanırsınız 50 yaşında bir kadının ellerine sahibim…

Yüksek Lisansa başvuru sürecim ilerlerken artık burslara da başvurmaya hazırlanıyorum. Pamuk eller yine word dosyası başında! Motivasyon mektubu yazmaktan aşırı sıkıldım. Burs için öyle sorular sormuşlar ki kolay olsun diye Türkçe düşünürken ve cümlelere dökerken bile zorlandım. Okuldan kabul alıp, bursu kazanamazsam ve oraya gidemezsem en azından kendime okuldan kabul aldın, başardın demek çok istiyorum. Çünkü burs alamazsam gitmem imkansız. Okulun yıllık ücreti 90 bin tl’ye denk geliyor. Bir de buna Avrupa koşullarında yaşam masraflarını da eklersek sanıyorum ki ailemi bu konuda asla ama asla zorlayamam. Paranın gözü kör olsun! Neyse ki sorun yok bizim gönlümüz zengin. Hem zaten içimde ki ses okuldan da burstan da kabul alacağımı söylüyor! ? Neden olmasın ki? Çünkü İm-kan-sız diye bir şey yok! Yeter ki İsteyin… ❤

Tabii bir yandan oturup doğru düzgün kendime iş bakıyorum. Neden başvurduğum tüm işler de 3-4 yıllık tecrübe istiyorlar? Hayır biz yeni mezunlar ne yapacağız? İşsiz mi kalalım? (Sanırım iş verenler burada ”EVEEEET” diye bağırıyorlar) Temennim Mart ayına doğru ya da daha erken güzel bir işe başlamak olacak. Şuan ki çalışmamdan öğrendiğim bir şey varsa kesinlikle bu hayatta zevkle yapacağım bir işte çalışmam gerekiyor. İnanın haftanın bazı günleri işe cidden böyle sıkılarak gidiyorum. Benim gibi enerjik, koşturmayı seven insanın enerjisini söndürdüler ya pes! Ama tabii buna da şükür. Neden mi? Ev de boş oturmaktansa, gidip 2-3 şey yapıyorum, günümü geçiyorum, kendime de faydam oluyor.

Birazda güzel şeylerden bahsedelim mi? Mesela hayatınızda gerçekten çok değerli insanların olduğunu hiç fark ettiniz mi? Sırf yüzünüz gülsün diye çabaladıkları. Benim çevremde böyle insanlar var. Sayıları kısıtlı. Malum zaten öyle olması daha güzel daha değerli. Hastayım diye bana çiçek yollayan, bana mesaj atan ve daha neler neler… Değerli olduğumu hissettirdikleri için onlara teşekkür ediyorum. Size de oluyordur, insan bazen çevresinden ilgi, sevgi görmek ister. Şükür böyle dostlara sahibim. İlginç ki, hayatıma meditasyon gibi daha içe dönük uygulamaları kattığım dan beri hayatımda ki insan sayısında değişim yaşandı. Bunun bu aralar yeni yeni fark ediyorum. Uzun zamandır konuşmadığım haber almadığım insanlar çoğaldı. Ne onlar beni, ne de ben onları arıyorum. Benzer benzeri çeker mantığıyla işliyor sanki. Farklılaştıkça, uzaklaşıyorum. Meditasyonun size somut olarak verdiği en büyük gerçeklik bu. Hayatınızda gereksiz ne varsa -eşya ve ya insan fark etmez- uzaklaştırır. Sizi kendinize, benliğinize döndürür… Ya belki çoğunuz ”Cemre ne diyorsun sen?” diyeceksiniz ama arkadaşlar inanın sizi anlıyorum. Ben de meditasyon yapmadığım zamanlarda,  yapan insanları gözlemlediğimde ”Hayal dünyasında yaşıyorlar” diyordum. Ama yanılmışım. Aslında durun, bir an düşündüm de; yanılmamışım. Evet biz büyük bir hayal dünyasında yaşıyoruz. Ama size soruyorum. İyi düşünün. Neyin gerçek, neyin hayal olduğuna çok dikkat edin.

Ay bu arada bu Pazartesi okul açılıyor. İnanın tatil sürecindeyken, mezun olduğumu idrak edememiştim. Ama sanıyorum ki, Pazartesi günü arkadaşlarım okula ben ise işe giderken; mezuniyetimin farkındalığını yaşayacağım. Sevinsem mi? Üzülsem mi? İnanın bilmiyorum. Özleyeceğim şeyler var mı? İnanın bunun da cevabını bilmiyorum. Sanırım, bunları yanıtlamak için henüz erken. Hayatıma ait bir bölümü de mezun olarak kapatmış bulunmaktayım. Cemre’nin bebekliği, çocukluğu, ilkokul hayatı, lise hayatı ve üniversite hayatı derken artık yeni bir bölüm ile baş başayız. Sanki İpek Ongun’un ”Bir Genç Kızın Gizli Defteri” serisini tekrar okuyor gibiyim. Hatta yaşıyorum. Yıllar önce okuduğum ve şuan göz göze geldiğim kitaplar… Şimdi ben de kitabın kahramanı Serra gibi ”Adım Adım Hayata” bölümünü tamamlıyorum ve ”İşte Hayat” diyorum!

Adiós chicas y chicos,