Özgür olmak; birisine ya da birilerine bağlı yaşamamak, serbest olmak, herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu mudur? Yoksa daha geniş bir açıyla bakarsak kişinin kendine karşı özgür olması mıdır?… Siz hangisini seçerdiniz bilmem ama benim yaşayarak anladığım ve gördüğüm kadarıyla özgür olmak aslında dış etkenlerle alakasız olarak tamamen içimizle yani benliğimizle bağlantılı bir durum.

İnsan önce kendine karşı özgürleşmesi gerekiyor. Siz kendinizi ne kadar kısıtlarsanız aslında çevreniz de sizi o kadar kısıtlıyor. Bu bir bakıma çekim yasasını kullanmak gibi. Hayatınıza nasıl bir pencereden bakarsanız, o hayatı izlemekle kalmıyor resmen yaşıyorsunuz. ”Bunu yapamam, bunu isteyemem, hak etmiyorum” demeye devam ettikçe kendinize karşı soyut duvarlar örüyorsunuz. Ve bilin bakalım ne oluyor? O duvarlar somutlaşıyor. Sözcükleriniz soyut değil arkadaşlar, siz düşündükçe onları gerçekleştiriyorsunuz. Farkında bile değilsiniz… İlk olarak, çevrenizde ki insanların davranışlarında bu duvarları görüyorsunuz. Sonra bir bakmışsınız, duvarlar hayatınızı çevrelemiş.

Gelin, önce içinizde bulunan duvarları yıkın. Boşuna dememişler; Başkalarını değiştirmekle uğraşmayın, kendinizi değiştirin. Siz değiştikçe, çevrenizde değişecektir. Maalesef en büyük düşman içimizde bulunan o ses. O ses öyle bir ses ki, terazinin denge de kalması için tam ortada kalması gerekiyor. Yeri geliyor sağ sola kayıyor. İşte o zaman dengeyi bozuyor. İçinizdeki sese doğru bir şekilde kulak vermeyi öğrenmek ise işin en zor kısmı. ”Değişmeyen tek şey değişimdir.” sözünü duymuşsunuzdur. Çok klişe gelen bir cümle olsa da derin anlamlar barındırmıyor mu? Kimi zaman 1 hafta önce ki insan bile olamıyoruz. Çünkü değişim elimizde olan bir şey değil. Farkında olmadan biz hep karşımızda ki insanı değiştirmekle uğraşıyoruz. Peki ya asıl sorun biz isek? Bir başkası istiyor diye değişmeyin. Sadece bunu siz istiyorsanız, üzerinde durun. Geriye dönüp baktığımda, hayatımda iyi kötü giren tüm insanlar benim üzerimde farklı etkiler bıraktılar. Çoğunun sevmediğim özellikleri vardı ve ben onları değiştirmeye çalışırdım. Ama aynı şekilde onlar da benim üzerimde öyle baskı kurarlardı. Sonra bir bakıyorsunuz, olmuyor. Çünkü siz o özelliğinizi değiştirmek istemiyorsunuz. Aynı şekilde karşı tarafta bunu istemiyor. Bu sadece kadın-erkek ilişkisi olarak bakmayın. Genel olarak tüm arkadaşlık ilişkilerinde hatta ailemizin içinde bile aynı sorunu yaşıyoruz.

Ne diyorduk? Siz özgür olmadıkça, hayatta size karşı özgür olmayacaktır. Siz insanları olduğu gibi kabul etmedikçe, insanlar da sizi olduğunuz gibi kabul etmeyecektir. Siz baktığınız pencereyi değiştirmedikçe, hayatta size istediğiniz manzarayı göstermeyecektir. Gelin, bu yazıdan sonra bir karar alın. Kendinizi birazda olsa hayatın akışına bırakın. Sıkmayın. Bir şeylere yetişmeye çalışmayın. Anın farkında olun. Çevrenizde sizi seven insanların farkına varın, onları o şekilde kabul edin. Zaten onları o şekilde kabul ettiğiniz için bir zamanlar hayatınıza almadınız mı? Şimdi ne oldu da o kişiyi değiştirmek istiyorsunuz? Unutmayın, bir elin parmakları bile aynı değil iken tamamen size benzeyen bir insan yok. Hem zaten o zaman ne anlamı kalırdı ki?

Çok zaman olmadı ama bu bakış açısını uyguladığım zamandan beri, hayatımda gerçekten çok ilginç şeyler yaşadım. Belki de büyümenin getirdiği hisler vücudum da yer ediniyor. Bilmiyorum… Bildiğim bir şey varsa, değişiyorum. Dünya dönmeye devam ediyor ve biz aynı kalmıyoruz.

Sevgiyle,